Array
Geri git   GençMekan > EĞİTİM | ÖĞRETİM > Bilgi Kaynağı > Türk Dili ve Edebiyatı


12.Sınıf Dil ve Anlatım Dersi Konuları


Konuya Davet EdilenLeR

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 18-03-2009, 07:17 PM   #1 (permalink)
>^^NeFrEt!Ms!N54^^<

 
HaYaL5449 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Bilgileri
Üyelik tarihi: Sep 2007
Bulunduğu yer: sakarya
Mesajlar: 4.395
Bahsedildi: 0 mesajda
Davet edildi: 0 konuda
Rep Durumu
Tecrübe Puanı: 432
Rep Puanı: 11667
Rep Derecesi:
HaYaL5449 Çok ünlü.HaYaL5449 Çok ünlü.HaYaL5449 Çok ünlü.HaYaL5449 Çok ünlü.HaYaL5449 Çok ünlü.HaYaL5449 Çok ünlü.HaYaL5449 Çok ünlü.HaYaL5449 Çok ünlü.HaYaL5449 Çok ünlü.HaYaL5449 Çok ünlü.HaYaL5449 Çok ünlü.
Standart 12.Sınıf Dil ve Anlatım Dersi Konuları

I. ÜNİTE : SANAT METİNLERİNİN AYIRICI ÖZELLİKLERİ
Sanat metinlerinin özelliklerini belirleme ve sanat metinlerini inceleme
1.Sanat metinlerinin yapısını inceler.
2.Sanat metinlerinin gerçeklikle ilişkisini belirler.
3.Sanat metinlerinde göndergenin ne olduğunu bir metnin göndergesinin kendi içinde veya dışında olmasının metne kazandırdıklarını açıklar.
4.Sanat metinlerinin yazıldıkları dönemin zihniyetiyle ilişkisini belirler.
5.Sanat metinlerinde kullanılan dilin işlevlerini belirler.
6.Dilin şiirsel işleviyle göndergesel işlevi arasındaki farklılıkları belirler.
7.Sanat metinleri ile okuyucu/seyirci arasındaki ilişkiyi fark eder.
8.Sanat metinleri ile gelenek arasında ilişki kurar.
9.İletişim ile sanat metinleri arasındaki ilişkiyi belirler.
11.Sanat iletisinin bilimsel düşünsel ve dinsel iletilerden farklılıklarını araştırır.
12.Dille gerçekleştirilen sanatlarla ses renk çizgi ve hareketle gerçekleştirilen sanatlar arasındaki farklılıkları belirler.
13.Dille gerçekleştirilen sanat etkinliklerini gruplandırır.
14.Anlatmaya bağlı metinleri temalarının genel özellikleri ve yazılış amaçları bakımından gruplandırır.
15.Anlatmaya bağlı sanat metinlerinde dilin hangi işlevlerinin hakim olduğunu belirler.
16.Anlatmaya bağlı sanat metinlerinin gerçeklikle ve yazıldığı zaman dilimiyle ilişkisini belirler.
17.Anlatmaya bağlı sanat metinlerini gruplandırır.


Çalışma/Uygulama/Etkinlik
_-Öğrenci grupları sanat iletilerinin ve etkinliklerinin insanı ve insanlığı nasıl zenginleştirdiğini araştırır tartışırlar. Tartışma sonucunda her grup kendi posterini oluşturur. Hepsi sınıfın duvarına asılır.

_-Öğrenciler; tarihî olay ve kişileri anlatan metin gezi yazısı anı biyografi fabl masal halk hikâyesi hikâye metinleri ve destan parçaları araştırır bulur okurlar. Arkadaşlarının okudukları metinleri dinlerler ve bu metinler hakkındaki düşüncelerini ifade ederler.

Öğrenciler öğretici metinlerdeki anlatıcı ile sanat metinlerindeki anlatıcıyı karşılaştırır farklılıklarını sıralarlar.


Açıklama

_-9.Sınıf “İletişim-Dil ve Kültür” ünitesiyle ilişkilendirilerek işlenecektir.

_-[!] Anlatma gösterme kendini coşku ile ifade etme etkinlikleri çevresinde dille gerçekleştirilen sanatların gruplandırılabileceği vurgulanır.



II. ÜNİTE : SANAT METİNLERİ

1. Fabl
Fablın özelliklerini belirleme ve fabl yazma

2. Masal
Masalın özelliklerini belirleme ve yazma

3. Hikaye (öykü)
Hikâyenin özelliklerini belirleme inceleme ve yazma

4. Roman

Romanın özelliklerini belirleme ve inceleme

5. Tiyatro (piyes)
Tiyatronun özelliklerini belirleme ve inceleme

6. Şiir Şiirin özelliklerini belirleme şiir inceleme ve şiir yazma


Çalışma/Uygulama/Etkinlik
_-Öğrenciler fabl metinleri araştırır bulur ve okurlar.
Arkadaşlarının okuduğu metinleri dinlerler.
Okunan metinler hakkında düşüncelerini ifade ederler.

_-Öğrenciler günlük hayatta tespit ettikleri aksaklıkları ifade eden fabl örnekleri yazarlar. Yazdıkları fabllerı okurlar. Arkadaşlarının yazdıkları fabllar hakkında düşüncelerini ifade ederler.


_-Her öğrenci Türk masallarından bir metin okur. Birkaç öğrenciden okuduğu masalı arkadaşlarına anlatmaları istenir. Öğrenciler anlatılan masallar hakkında düşüncelerini ifade ederler.

_-Halk masalları ile Anderson masalları gibi yazarı belli masallar arasındaki farklılıkları araştırır.

_-Öğrenci grupları çocukların masalları neden sevdiklerini tartışırlar. Tartışma sonuçlarını grup sözcüleri sınıfa sunar.

_-Öğrenciler sesi iyi ve düzgün kullanmamaktan dil bilgisi kurallarına uymamaktan oluşan ve dil birlikleri arasındaki anlam ilişkisinden kaynaklanan ifade bozukluklarının araştırırlar.

_-Öğrenciler Türk halk masallarından biri hakkında bir yazı yazarlar. Yazdıklarını arkadaşları ile paylaşırlar. Arkadaşlarının okudukları yazı hakkında düşüncelerini ifade ederler.
Öğrenciler masallar hakkında yazılmış inceleme yazıları okurlar.

_-Öğretmen öğrencileri dört gruba ayırır. Birinci grup: bir halk hikâyesi; ikinci grup: Maupassant tarzı bir hikâye (Refik Halit Ömer Seyfettin Sabahattin Ali gibi); üçüncü grup: Çehov tarzı bir hikâye (Memduh Şevket Esendal’ın 1922’den sonra yazdığı hikâyeler gibi) dördüncü grup: Sait Faik’in sanat hayatının son devresini karakterize eden hikâyelerinden biri ile 1950 sonrası hikâyelerinden birini seçerler. Her grup seçtiği hikâyeyi dokuzuncu sınıf Edebiyat Programında “Anlatmaya Bağlı Edebî Metinleri İnceleme Yöntemi”ne göre inceler. Gruplar inceleme sonuçlarını sınıfta paylaşırlar. Her grup kendi hikâyeleri ile diğer grupların hikâyelerini yapı tema dil ve anlatım gerçeklik ve gelenek bakımlarından karşılaştırır.

Hikâye yazmayı dener.
Hikâyeler hakkında yazılmış eleştirileri okur.
Okunan dinlenen hikâyeler hakkında düşüncelerini ifade eder.

_-Sait Faik’in “Kınalı Adada Bir Ev” “Sinagrit Baba” “Alemdağı’nda Var Bir Yılan” gibi 1945’ten sonra yazdığı; kendi “ben” ini ve bunalımlarını anlatan hikâyeleri ile Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Abdullah Efendi’nin Rüyaları” kitabında bir araya gelen metinleri okur.

_-Öğrenciler; Notre Dame’nin Kamburu Madame Bovary Suç ve Ceza Goriot Baba Aşk-ı Memnu Handan Kiralık Konak Kuyucaklı Yusuf Yalnızız Dokuzuncu Hariciye Koğuşu İnce Memed Saatleri Ayarlama Enstitüsü Küçük Ağa Devlet Ana Osmancık Bereketli Topraklar Üzerinde Sinekli Bakkal Ağrı Dağı Efsanesi Bugünün Saraylısı Çalıkuşu Bir Düğün Gecesi Kilit Küçük Dünyalar Ayaşlı ile Kiracıları Gün Uzar Yüzyıl Olur romanlarından en az üçünün okuduğu romanların özelliklerini belirler bu özellikleri yazılı olarak sıralar bunları sözlü olarak sınıfa sunarlar. Arkadaşlarının okuduğu eserler hakkında yazdıklarını dinlerler. Sınıfta tartışarak okudukları üç romanı birbiriyle karşılaştırır benzer ve farklı yönlerini sıralarlar.

_-Öğrenciler insanlığın ilk dönemlerini konu alan filmlerde ayin ve törenleri izler.
Millî ve mahallî oyunları ve dansları izler.
Ortaoyunu ve Karagöz metinlerinden parçalar okur arkadaşlarının okuduklarını dinler.
Klâsik trajedi ve komedilerden seçilmiş parçalar okur dinler.
Melodram metinlerinden parçalar okur veya dinler.

_-Seyretme ihtiyacını karşılamak üzere oluşan sanat dallarını araştırır.

_-Öğrenciler tiyatroya gitmek temaşa etmek temaşa sanatı görsel sanatlar tiyatro metni anlamlarını kullanıldıkları yer ve dönemlerini de dikkate alarak araştırırlar.

_-Tiyatrolarda temsil edilen metinlerdeki mekânların gösterilmesi için neler yapıldığını araştırır.

_-Öğrenciler dramatik metinlerin her grubuna ayrı bir ad verilip verilemeyeceğini araştırırlar.

_-Öğrenciler okudukları bir drama metni hakkında yazılmış yazılar bulur; tiyatro tarihi veya dramatik edebiyat tarihi içinde metnin yerini ve bağlı olduğu geleneği belirler; eserin yazıldığı dönemin zihniyeti hakkında kısaca bilgi verir; ele aldıkları metni edebî metin olarak inceler.

_-Öğrenciler seyrettiği bir tiyatroyu; eserin sahneye konuluşu temanın yorumlanması oyuncuların metni yorumlamadaki başarıları veya başarısızlıkları oyunun seyirci üzerinde bıraktığı etki bakımlarından değerlendiren bir yazı yazarlar.

_-Öğrenciler Cumhuriyet Döneminden tanınmış beş farklı şairden değişik temalarda yazılmış birer şiir seçer ve okurlar. Arkadaşlarının seçtikleri şiirleri dinlerler.

_-Öğrenciler mensur şiir manzum hikâye ve şiir bulup okurlar. Bu üç metni karşılaştırıp benzer ve farklı yönlerini belirlerler.

_-Öğrenciler şair hakkında bilgi edinirler.

_-Öğrenciler şiir üzerine bir inceleme yazısı yazarlar.


Açıklamalar
[!]_- Fablda bir ahlâk dersi vermenin esas olduğu kahramanlarının insan olmayan varlıklar arasından seçildiği; ama temanın insanla ilgili olduğu vurgulanır. Fablın kişileştirme (teşhis) ve konuşturma (intak) sanatları üzerine kurulduğu belirtilir.

_-[!] Fablde düşsel olay ve kişiler yardımıyla insanlara özgü davranış değer düşünce ve tutumların dile getirildiği belirtilir.

_-9.Sınıf “İletişim-Dil ve Kültür” ünitesiyle ilişkilendirilerek işlenecektir.

_-[!] Temaların evrensel oldukları değişmez ahlâkî değerler ve insana ait özellikler çevresinde yoğunlaştığı belirtilir.


_-10.Sınıf “Anlatım ve Özellikleri” ünitesiyle ilişkilendirilerek işlenecektir.

_-10.Sınıf 4-5 ünitesiyle ilişkilendirilerek işlenecektir.

_-[!] Masallarda olağanüstü kişilerin başlarından geçen olağanüstü olayların anlatıldığı mekân ve zamanın da olağanüstü özellikler taşıdığı belirtilir.
Halk masallarının anonim oldukları kuşaktan kuşağa sözlü gelenekle aktarıldığı vurgulanır.

_-[!] Masallarda iyi-kötü haklı-haksız gibi zıtların birlikteliği ve çatışmasının söz konusu olduğu vurgulanır.

_-[!] Olağanüstü özelliklere sahip kişilerin insana özgü bir hâli bir durumu ifade veya temsil ettiği belirtilir.

_-9.Sınıf “Cümle Bilgisi” ünitesiyle ilişkilendirilerek işlenecektir.

_-[!] Hikâye metinlerinde olay ve anlatıcının vazgeçilmez ögeler olduğu belirtilir. Olayın ortaya çıkması için kişilere mekâna zamana ihtiyaç olduğu vurgulanır. Olayın bir temayı beraberinde getirdiği; olayın ortaya çıkması için kişilerin karşılaşması veya çatışmasının zorunlu olduğu açıklanır. Karşılaşma veya çatışmanın en kısa ifadesinin de tema olarak ele alındığı sezdirilir.

_-[!] Farklı hikâyelerin ortaya çıkmasının anlatıcı ile anlatılan arasındaki ilişkilerden tema çevresinde yapıcı ögelerin düzenlenmesinden bu ögelerin birbiriyle ilişkisinden kaynaklandığı vurgulanır.

_-[!] Hikâyede yapı ögelerinin; olay örgüsü kişiler mekân ve zaman olduğu vurgulanır.

_-[!] Hikâyede anlatılan zamanın kronolojik zaman çizgisi üzerindeki iz düşümü gösterilir. Hikâye zamanındaki değişiklikler belirlenir. Bunun olay örgüsü veya zinciriyle ilişkisi üzerinde durulur.

_-[!] Maupassant tarzı hikâyenin seçilmiş olay ve kişiler üzerine kurulduğu söylenir. Bu tarz hikâyede olay kişi mekân ilişkisinin okuyucuda gerçeklik duygusu uyandırdığı ve hikâyenin çekirdeği durumundaki çatışma veya karşılaşmanın merak uyandıracak biçimde geliştirilerek anlatıldığı ifade edilir. Hikâyenin beklenmedik bir son ile bittiği belirtilir. Mekân-insan bütünleşmesine özen gösterildiği; rastlantılardan kaçınıldığı olay parçaları kişi- mekân ilişkisinde sebep-sonuç bağlantılarına dikkat edildiği hatırlatılır. Bireysel fantezilerden kaçınıldığı olayı ve kişiyi belirleyen faktörlere önem verildiği sosyal çevrenin bu dikkatlerle anlatılacağı açıklanır. Doğal çevrenin anlatılmasında gözleme bağlı kalmaya özen gösterildiği vurgulanır.

_-[!] Memduh Şevket Esendal’ın 1922 sonrasında yazdığı “Mendil Altında” “Sahan Külbastısı” gibi hikâyelerden birinden hareketle hikâyenin hayatın doğal akışı içinden bir kesit olduğu vurgulanır. Kahramanlar arasındaki karşılaşma ve çatışmadan ziyade belli bir zaman diliminde hayatın doğallığı içinde insanların davranışları birbiriyle ilişkileri bazı olay düşünce ve tasarılar karşısında gösterdikleri tepkiler gözler önüne serilir. Kahramanların karşılıklı konuşmalarla içinde bulundukları durumu bu durum karşısındaki tavır ve hareketleri ifade edilir. Abartılmamış gerçekliğin anlatılmak istendiği belirtilir.

_-[!] Hikâyecinin gözlemlerinden ve dış dünyada yaşanan olaylardan yola çıkarak bireysel bunalım ve çıkmazlarına yöneldiği vurgulanır. Hikâyecinin kişiliğiyle hikâye kişilerinin iç içe girdiği; yaşanan ile arzu ve hayal edilenin birlikteliği üzerinde durulduğu belirtilir. Bireyin dış dünyayı olduğu ve gördüğü gibi değil; içinde bulunduğu ruh hâline göre olması gerektiği gibi algıladığı ve anlattığı vurgulanır. Bunalım ve yaşama sevinci arasında kalan bireyin var olandan hareketle düş dünyasına sığındığı sezdirilir. Bu metinlerde anlatılanla anlatanın iç içe girdiği belirtilir.

_-[!] Hazırlanacak yazıda şu plânın uygulanması önerilir: Önce eserin yazıldığı dönemin zihniyeti kısaca ifade edilir. Eseri tanıtan birkaç cümle veya paragraftan sonra eserin yapısı üzerinde durulması gerektiği söylenir. Yapıyı olay örgüsü kişiler mekân ve zamanın oluşturduğu vurgulanır. Bunların bir bütünü ortaya koydukları belirtilir. Bunların özellikleri açıklanır nasıl birleştikleri belirtilir. Olay örgüsündeki metin parçalarından hareketle temanın bulunması gerektiği dile getirilir. Temanın inceleme konusu metinde hangi yönlerden ele alındığının üzerinde durulması istenir.

_-Bu yapı ve temanın anlatım aracılığıyla organik birlik hâline geldiği sezdirilerek dil ve anlatım özelliklerine geçilmesi gerektiği belirtilir. Anlatım üzerinde durulurken romanın bir orkestra olduğu her sazın ayrı bir kıymeti bulunduğu vurgulanır. Okunan romanların anlamları üzerinde düşünülmesi önerilir. Farklı anlam değerlerinin birleşerek daha üst seviyede bir başka anlamı ifade ettikleri her okunuşta bu anlamın yenilendiği vurgulanır. “Edebî metnin anlamı yoktur anlamları vardır.” cümlesi üzerinde öğrencilerin düşünmesi sağlanır.
Öğrencilerden okudukları romanları bireysel incelemelerinden ve yukarıda söylenenlerden hareketle yorumlamaları istenir.

_-[!] Dramatik örgünün anlatmaya bağlı metinlerdeki olay örgüsü terimini karşıladığı vurgulanır.

_-[!]Dramatik örgünün sunum biçimi ve okuyucu üzerinde uyandırması beklenen etkiye göre gruplandırılabileceği vurgulanır.

_-[!] Ses ritm ses akışı söyleyiş biçimi üzerinde durulur.



III. ÜNİTE : SÖZLÜ ANLATIM

1.Konferans
Konferansın özelliklerini belirleme ve uygulama

2. Açık oturum
Açık oturumun özelliklerini belirleme ve açık oturumda yer alma

3. Sempozyum
Sempozyumun özelliklerini belirleme ve sempozyumda yer alma

4. Forum
Forumun özelliklerini belirleme

5. Münazara
Münazaranın özelliklerini belirleme ve münazarada görev alma


Çalışma/Uygulama/Etkinlik

_-Öğrenciler konferans metinleri araştırır bulur okurlar.
Arkadaşlarının getirdiği konferans metinlerini dinlerler.
Dinlediği konferans metinleri hakkında düşüncelerini ifade ederler.

_-Öğretmen öğrencileri sınıf sayısını dikkate alarak gruplara ayırır. Her grup farklı konuda birer konferans metni hazırlar. Gruplar sınıfta konferans ortamı hazırlayarak bir sonraki derste yazdıkları metinleri arkadaşları ile paylaşırlar. Her grup diğer grupların metinleri ve metinleri sunuşları hakkında düşüncelerini ifade ederler.

_-Öğrenciler açık oturum metinleri bulur okur dinler; dinlediği açık oturumların özelliklerini anlatırlar.
İmkân bulunabilirse bir açık oturum sesli olarak dinletilir veya görüntülü olarak seyrettirilir.

_-Sınıfta bir açık oturum düzenlenir. Yapılan açık oturum hakkında öğrenciler düşüncelerini ifade ederler.

_-Öğrenciler sempozyumda konuşulan metinler bulur okur ve dinlerler.
Arkadaşlarının bulduğu metinleri hakkında düşüncelerini ifade ederler.

_-Sınıf içinde belirlenen bir konuda sempozyum düzenlenir.
Öğrenciler düzenlenen sempozyum üzerinde düşüncelerini ifade ederler.

_-Öğrenciler forum metinleri bulur okur; arkadaşlarının getirdikleri metinler hakkında düşüncelerini ifade ederler.

_-Öğrenciler münazara örnekleri bulur okur; arkadaşlarının okuduğu münazara metinlerini dinler.

_-Sınıf içinde münazara düzenlenir. Öğrenciler düzenlenen münazara ile ilgili düşüncelerini ifade ederler.


Açıklamalar
[!] Konferansların bir konuyu açıklamak dinleyicileri bilgilendirmek aydınlatmak üzere hazırlanan konuşmalar olduğu geniş kitleye veya uzmanlar grubuna bir konu hakkında bilgi vermek üzere düzenlendiği belirtilir. Ele alınan konuda yetkili olduğu bilinen ve kabul edilen kişilerin konferans vermesi gerektiği vurgulanır. Konferans konusunun ilgi çekici olması gerektiği belirtilir.

[!] İlim sanat teknik teknoloji düşünce kısacası doğa ve kültür ilimleriyle ilgili her konuda konferans verilebileceği vurgulanır.

[!] Konferansçının hazırlıklarını bir metin hâline getirmesinin yararlı olduğu ve bu metnin konferansın gayesini belirten cümlelerle başlamasının yararı belirtilir.

[!] Tek kişinin uzun süre konuşmasının dinleyicileri bıktıracağı belirtilir. Konferans veren kişinin dinleyicilerin kültür ve zevk düzeyini dikkate alması gerektiği ifade edilir.

Konferansçının konuyu dağıtmaması gerektiği ses tonunu ayarlayabilmesinin önemli olduğu el kol hareketine fazlaca başvurmasının dinleyicilerin dikkatlerini dağıtacağı vurgulanır. Konferansçının görünüşü kılık kıyafeti tavır ve hareketleriyle dinleyiciler üzerinde olumlu ya da olumsuz tesirler bırakabileceği söylenir. Konferansçının heyecanlarıyla değil aklı ve sağduyusuyla hareket etmesi gerektiği de belirtilir.

Konferans metninin okunmaması gerektiğinin yanı sıra; metinsiz konuşmanın da inandırıcı olmadığı konferans verenin buna dikkat etmesi gerektiği vurgulanır.

[!] Açık oturumlarda geniş halk kitlesinin ilgi duyduğu konuların seçildiği eser ve çalışmalarıyla tanınmış kişilerin konuşturulduğu vurgulanır.

[!] Açık oturumlarda başkan ve dinleyicilerin ele alınan konuyu farklı yönlerden aydınlatacak temel düşünceler üzerinde yoğunlaşmalarının gereği belirtilir.

[!] Belli bir konuda uzmanlaşmış kişilerin kendi alanlarının bir problemi ile ilgili olarak hazırladıklarını bildirdikleri sundukları toplantıya sempozyum dendiği vurgulanır. Sempozyumda aynı konunun farklı bakış açılarından ele alındığı belirtilir. Her metnin veya konuşmanın hem kendi başına bir bütün olduğu hem de aynı sempozyumda okunan metinlerin birlikte daha üst seviyede bir bütün oluşturduğu belirtilir.

[!] Sempozyumda önceden belirlenmiş bir konuşmacı grubunun bulunduğu hatırlatılır. Grupta bulunan her kişinin aynı konunun farklı bir yönünü inceleyip konuşma metni hazırladığı belirtilen tarihte ve yerde bir araya gelerek oturumlar hâlinde konuşmalarını yaptığı her oturumun bir başkanı olduğu söylenir. Ayrıca sempozyum düzenleme kurulunun bulunduğu bu kurulun sunulacak bildirileri seçme yayınlama işlerinde ve sempozyum düzeninin sağlanmasında görevli olduğu belirtilir.

[!] Her bildiri metninin sempozyumda ele alınan konuyu bir başka yönden açıklayan veya tamamlayan ilmî bir yazı özelliği taşıması gerektiği belirtilir. Konuşmacının bu metni dinleyicilerin dikkatlerini dağıtmadan ve onları sıkmadan sunması gerektiği vurgulanır. Bildiri metinlerinin yazılı metin olarak ilmî makale özelliği taşıdığı; konuşmacının bu metnin önemli noktalarını vurgulayarak sunması gerektiği ifade edilir.

[!] Forumun en belirgin özelliğinin sosyal bir problemin geniş kitle önünde ayrıntılarıyla tartışılması ve dinleyicilerinin tartışmada daha aktif bir şekilde rol almaları olduğu belirtilir.

[!] Forumda başkanın tartışma konusunu çok iyi bilmesi foruma katılacak konuşmacıları ve dinleyicileri çeşitli yönleri ve eğilimleriyle iyi tanıması; olay ve konuşmaları kısa sürede iyi algılaması farklı düşünceler arasında ilişkiler kurabilecek kültür anlayış ve yeteneğe sahip olması konuşmanın akışını yönlendirecek hoşgörü ile donatılmış bir otoriteyi ustalıkla kullanması gerektiği belirtilir.

[!] Başkanın yönlendirici konuşmasıyla başlayan forumda hem konuşmacılara hem de soru sormak açıklamalarda bulunmak üzere dinleyicilere söz hakkı verileceği belirtilir. Konuşmaların açıklamaların ve soruların forumun konusu çevresinde birleşmesi gerektiği vurgulanır.

[!] Kamu oyunu aydınlatmak düşüncesiyle belli bir konuda uzmanlaşmış kişilerin bir konuyu tartışmaları ve tartışmaların ses ve görüntülerinin teknik imkânlarla tespit edilmesinin daha sonra da bunların basın organları aracılığıyla yayımlanmasının dinleyicisiz forumun ortaya çıkmasına sebep olduğu ifade edilir.

[!] Münazarada görüş ve karşı görüşün (tez ve antitez) bir hakem kurulu karşısında tartışılmasının esas olduğu vurgulanır.

[!] Münazaranın amacının düşüncelerin kabullerin karşılaştırılması olduğu vurgulanır. Münazaraların öğrencileri daha iyi yetiştirmek isteğiyle okullarda düzenlendiği belirtilir. Münazaraların öğrencilerin konuşma yeteneğinin gelişmesine doğru düşünme alışkanlığı kazanmalarına bazı konularda ders dışında araştırma yapmalarına yardımcı olduğu vurgulanır.

[!] Münazara>> İleri sürülen düşünceleri bu düşüncelerin doğruluğunu kanıtlamaya yarayan delillerin anlatım ve savunma tarzlarının açıklama ve karşı tezi çürütme gücünün konuşmacıların konuşma yeteneği ve telâffuz konusundaki duyarlılıklarının hakem kurulu tarafından değerlendirilmesi gerektiği açıklanır.

[!] Demagojinin; konuşan veya yazan kişinin dinleyicilerin veya okuyucuların duygularını okşamayı gaye edindiği vurgulanır. Öğretme ve aydınlatmanın demagojide yerini hoşa gitme isteğine bıraktığı belirtilir.

[!] Münazarada süslü söyleyişlere değil; sağlam fikirlere yerinde ileri sürülen delillere ve ortaya konan düşüncelere önem verilmesi gerektiği vurgulanır. Dili güzel ve etkili kullanmanın konuşulanları dinlemede gösterilen sabrın ve dikkatin önemi belirtilir.



IV. ÜNİTE : BİLİMSEL YAZILAR

Bilimsel yazıların özelliklerini belirleme ve bilimsel metin yazma

1.Okuduğu ve dinlediği inceleme ve araştırma yazılarının ortak özelliklerini belirler.
2.Dergi ve gazetelerdeki popüler öğretici yazılarla bilimsel yazıların farklılıklarını belirler.
3.Bir yazarın bir ilim adamının bir düşünürün kişisel deneyimlerini gözlemlerini ve kanaatlerini ifade eden öğretici yazıların ortak ve farklı yönlerini açıklar.
4.Bilimsel yazıların amaçlarını belirler.
5.Bilimsel yazılarda ön hazırlığın gerekliliğini ve nasıl yapıldığını fark eder.
6.Bilimsel yazıları gruplandırır.
7.Bilimsel makaleleri bölümlere ayırır.
8.Bilimsel makalede girişin nasıl yazılması gerektiğini açıklar.
9.Bilimsel makalede malzeme ve yöntemler kısmının nasıl hazırlanacağını belirler.
10.Birden çok yazar tarafından hazırlanan bilimsel makalede yazar adlarının nasıl sıralandığını belirler.
11.Bilimsel makalede özetin nasıl hazırlandığını belirler.
12.Bilimsel makalelerde sonuç kısmının nasıl hazırlandığını belirler.
13.Bilimsel yazılarda tartışma kısmının nasıl hazırlandığını açıklar.
14.Tarama-değerlendirme makalelerinin özelliklerini belirler.
15.Tarama-değerlendirme makalelerinin nasıl hazırlandığını açıklar.
16.Tarama ve değerlendirme makalelerinin nasıl sınırlandırıldığını belirler.
17.Tarama ve değerlendirme makalelerinin yararını tartışır.
18.Bilimsel yazılarda dilin işlevini belirler.
19.İncelediği bilimsel metindeki cümleleri ögeleri bakımından inceler.
20.Bilimsel yazılarda anlatım bozukluğu bulunup bulunmadığını belirler.
21.Bilimsel makalelerde kullanılan anlatım türlerini belirler.
22.Bilimsel makaleleri açıklık akıcılık duruluk yönlerinden inceler.


Benzer Konular:

___----____
__________________
DünKü çOcuk DeğiLim.. ßiRaZz YORqun ßiRazda kıRqınıM..qiden yOLunu .. KaLan yeRini ßiLsin ARtık..!!!
(u)mutsuz ama mutlu
-€ßRU-- zZzZzz. . . . ﭩ ßeLk! ß!r qüN. . . .!
TEŞEKKÜR ETME..!
HaYaL5449 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 23-04-2009, 06:48 PM   #2 (permalink)
Çaylak
 
Üyelik Bilgileri
Üyelik tarihi: Oct 2008
Yaş: 19
Mesajlar: 13
Bahsedildi: 0 mesajda
Davet edildi: 0 konuda
Rep Durumu
Tecrübe Puanı: 0
Rep Puanı: 1
Rep Derecesi:
arshavin Bu noktada bilinmeyen bir miktar.
Standart

Yazarı : Halide Edib ADIVAR

KİTAP HAKKINDA

OLAY ÖRGÜSÜ: Roman iki ana kısımdan oluşuyor. Birinci kısım kendi içinde yirmi yedi bölüm halindedir. İkinci kısım ise kendi içinde yirmi üç bölümden oluşuyor.

Romanın geneli göz önüne alınırsa siyasaltoplumsal ve duygusal sorunlarla örülmüş bir olay örgüsü dikkati çeker. II.Abdülhamit dönemi anlatılmaktadır. Ama sadece bir dönemin anlatıldığı bir roman değildir. Romanda Rabia’nın hayat hikayesi daha ön plandadır. Romanın ilk bölümünde daha çok ve karışık olaylar birbiri ardınca anlatılıyor; bu bölüm çözülecek olan bir düğüm şeklinde son buluyor. İkinci bölümde olay daha özele iniyor; daha yavaş bir şekilde Rabia’nın hayatı anlatılıyor. Romanın sonu hızlı bir şekilde ve çözüme ulaşarak bitiyor. Yazarbu romanda kendi inandığı felsefeyi değerleri olay örgüsüyle birlikte anlatıyor. Romanda zamanareel hayata göre ya da bize göre ters gelen ve eleştirilecek noktalar olabilir; fakat bence önemli olan yazarın kendi görüşlerini ve kendi doğrularını güzel bir şekilde sunabilmiş olması ve bu sunumun en çok basılan-okunan romanlardan olabilmesidir.

Halide Edip’e göre medeni bir kadın iyi bir eğitimden geçmelidil öğrenmelispor yapmalı; toplum içinde çok rahat kendini ifade edebilmelidir. Romanın baş kahramanı olan Rabia da o dönemin şartlarına göre toplum içinde kendini çok rahatlıkla ifade edebilen her kesim tarafından sevilen ve saygı duyulan bir kadındır. Meselelerde bahsettiğim gibi bu romankendince “olması gerekenleri” ve pek çok konudaki ideallerinibelki de bir nevi “simeranya”sının ipuçlarını yansıtıyor.

ZAMAN: Bu roman II.Abdülhamit zamanında geçiyor (33 sene) . RomanSinekli Bakkal’ın tanıtımı ve Emine ile Tevfik’in çocukluklarıyla başlar. Çocuklukları gibi evlilik dönemi de kısaca anlatılır. Bu dönemi yaklaşık olarak 15-20 sene kadar düşünebiliriz. Rabia’nın doğumuyla(herhalde 1886 yılında) birlikte onun hayatı çevresinde diğer hayatlar da müşterek olarak anlatılıyor. Rabia’nın hayatını zamanı hesaplamak için düşünecek olursak; bir ara evlendiklerinden sonra OsmanRabia’nın yirmi bir yaşlarında kendisinin ise kırklarında olduğunu dile getirir.(Rabiaon bir yaşlarında hıfzını tamamlamıştı; yaklaşık bu yaşlarında Peregrini ile onu tanıştırıyorlar; Peregrini bu tarihte otuz yaşında olmalıdır.) Buradan da Rabia ile geçen süreyi 22 sene kadar sayabiliriz. (1 Mayıs 1907 evlendikleri tarih; 21 Aralık 1907 doğum gecesi) .. 23 Temmuz 1908’de ihtilal oluyor; bu tarihten bir müddet sonra da sürgünlerin döndüğünü düşünebiliriz. Bizlerin okurken tanık olduğumuz yaklaşık 40-50 yıllık bir zaman...Halide Edipromanda klasik tarzda yazmıştır; roman zamanında da klasik tarzı görebiliyoruz.

Halide Edipromanı 1935 yılında yazmıştır. Kendisi de Abdülhamit döneminde yaş**ışhatta çevirisi sebebiyle ondan Şefkat Nişanı almıştır. Yani o dönemleri (kendince) iyi bilmektedir. Bunu romanın arka planındakidönemin gelişmelerinde hissedebiliyoruz. Romanlarında tam olmasa da kendi hayatından parçalara rastladığımız yazarınbu romanında da pek çok bağlantı bulabiliyoruz.

MEKAN: Mekan bütün olarak İstanbul’dur. Ama romanın esas mekanı Sinekli Bakkal sokağı ve mahallesidir. Halide Edip’in hayatını incelerken 1913 yılında Evkaf Kız Mektepleri umumi müfettişliği ile vazifeliyken her hafta fakir mahalleleribilhassa Sinekli Bakkal’ı ziyaret ettiği dikkatimizi çekmişti. Büyük bir ihtimalle bu gezileri esnasındaki izlenimleri 1935 yılında yazdığı bu romanında kullanılmış olmalıdır.

Sinekli Bakkal Sokağı Aksaray civarında dar bir sokaktır. 16 Aralık 1999 tarihli bir gazete haberinde belirtildiğine göre; Aksaray’dan Haseki Hastanesi’ne doğru dönünce ikiye ayrılan yolun solundasağdaki son sokak bugün görünüş olarak çok değişmekle birlikte; adı Sinekli Bahçe Sokağı imiş. Sinekli Bakkal; bakkalıyla kahvesiyle ahşap evleriyle çeşmesiyle tam anlamıyla halka ait bir muhittir. İstanbul’un bu mekanı halkı ve halk kültürünü temsil etmektedir. Bununla birlikte Boğaziçi Bebek Beyoğlu Çamlıca Galata KöprüsüHaliç ise gezinti yerleri konakları bonmarşeleri ile yeni ve zengin İstanbul’u temsil ediyor. Ayrıca mekanda da doğu-batı; eski-yeni meselesiyle karşılaşıyoruz. Rabia’nın mekandaki güzellik anlayışı; genişlikışıkaçıklıksadelik ile anlatılırkenOsman’ınki ise daha karışıkdaha zıt unsurların birleşmesiyle oluşan bir güzellik anlayışıdır.

Ayrıca bahçe tasvirleri de oldukça yer tutmaktadır. Diğer meselelerde olduğu gibi mekanda da önce zıtlıklar gözümüze çarpıyor; bu zıtlıklarda sentez ise İmam’ın üç katlı evinin tamirden sonraki halinde yapılmıştır. Romanda açık alanlarda kapalı alanlar da bulunuyorama geneli dikkate alınırsa kapalı alanlar daha çok; evkonakbakkal gibi.

BAKIŞ AÇISI: Romanda “hakim bakış açısı” vardır. Dönemin fizikipikolojik şartlarını iyi bilen; mekanı tanıyan; romandaki her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olan bir anlatıcı-yazar göze çarpmaktadır. Sinekli Bakkal’ın Halide Edip’in üçüncü tür olan “töre romanları”na girdiğini daha önce belirtmiştik. Böyle bir romanda ise okuyucunun güvenebileceğianlatılanlar konusunda tecrübeli olduğunu hissedebileceğimiz bir bakış açısı kullanılmıştır. Fakat yazaranlatımda yazar olduğunu hissettirmemiştir.

KİŞİLER:

RABİA: Çocukluğu dedesi İmam ve annesi Emine’nin terbiyesinde geçmiştir. Akranları gibi yedi yaşında ev işlerini güzel bir şekilde yapabiliyordu. Çocukluğunu yaşayamamıştır. Dedesi tarafından sürekli olarak cehennem tasvirleriyle büyütülmüştür; kızından dolayı mektebe göndermemiş eğitimini kendisi vermiştir. On bir yaşında hıfzını dedesine dinletmiştir. İstanbul’un en küçük fakat üslubuyla ve sesiyle en meşhur hafızı olmuştur. On bir-on iki yaşlarında Vehbi Dede’den ders almaya başlar; kısa sürede tefudkanun gibi alaturka sazları süratle ve kabiliyetle öğrenmiştir. Alaturka pek çok şarkıyı da güzel bir şekilde söyleyebilmektedir. Daha sonra Peregrini’den de batı müziği dersleri almaya başlamıştır ve bunda da başarılı olmuştur. Hatta doğu ve batı müziğini kendi üslubunda sentezlemiştir. Vehbi Dede ile tanıştıktan sonra dedesinin korkutucu din öğretilerinden bir nebze mevleviliğin yumuşaklığına doğru kaysa da hayatının pek çok anında dedesinin etkisi ön plana çıkmıştır. Babasıyla kalmaya başladıktan sonra ise neşeli ve sanatkar yönü daha baskın bir şekilde ortaya çıkmıştır; bu simasına da yansımıştır.

Peregrini’nin gözlemlerinden çıkardığımıza göre de; ”tabiatında riyazete temayülmanevi bir perhizkarlıksüratle düşünüp salim kararlar alma kabiliyeti” vardı. Ayrıca “fikirlerinden ziyade insanlarayaşayan şeylere bağlısevdiği vakit ölüme kadar seven en küçük bir şefkat tecellisiyle kalbi atan bir kadın olacağı” çocukluğundan anlaşılıyordu. Sanat zevki “herhangi bir üstadı tatmin edecek kadar dürüst ve salim” idi.

Karar verdi mi peşine bırakmayan; kendisine ihtiyacı olanlara yardımsever ve vefakar; onurlu ve Sinekli Bakkal’a-köklerine her şeyiyle bağlıdır. Aynı zamanda “giydiği her kıyafete şahsiyetinden bir şeyler katan” bir özelliği vardır. Uyuşamadığı noktalardamünakaşa esnasındainatçı ve kesinlikle cevap vermeyen bir yapıya sahip; aynı zamanda kabullenmediği şeyleri asla yapmayacak kadar inatçı ve güçlü. Açıklayamadığı ve gücünün yetmediği konularda kaderealınyazısına son derece bağlı. Analık sevki tabiisi çok güçlü. Ruhi olarak cinsi buhranları yok. Rabia için Rakım’ın kullandığı; ”kız değilsanki tılsımlı kuyu. İçine mazaallah ayağı kayıp düşeni dünyanın çengeli çekip çıkaramaz.” (s.317) tabiri de roman içinde onun yerini iyi ifade eden bir tamlamadır. Olumlu özelliklerin çoğunu kendinde toplamış bir kadın tiplemesidir. Eserde diğer bütün hayatlar onun hayatı etrafında ortak bir şekilde anlatılmaktadır. Doğuyuhalk kültürünü; fakat batıyla senteze ulaşabilmiş ve batıya pek çok şeyini kabul ettirebilmiş bir doğuyu temsil ediyor.

PEREGRİNİ=OSMAN: PeregriniGarp müziğinin üstadı olankulağı çok hassas bir müzik hocası. Ateşli ve heyecanlı bir yapıya sahip. Felsefeyifikri tartışmaları ve konuşmayı çok seviyor. Babası soylu bir İspanyolfakat o babasını tanımıyor; annesi tarafından büyütülmüş. Annesi ise Papa İtalyalı olduğu için oranın milliyetine geçecek kadar dindar bir Katolik; dinin haricinde hiçbir şeye boyun eğmeyen ve eğenleri de anlamayan birisi.Gençlik döneminde ise zevklerin hepsini tatmış olarakyirmi dört yaşında manastıra çekilir. Buradan usanınca dinini bırakarak tekrar dünya hayatına döner. Daha sonra Osmanlı milliyetine geçerismini değiştirir ve müzik hocalığı yapmaya başlar. Kendisinin üç şahsiyeti olduğuna inanır; birincisi dimağıikincisi ruhuüçüncüsü de kalbi.

Rabia’yı tanıştıklarından itibaren en çok tahlil eden kişi. Tahlilgözlem onun için çok önemli; bu bir bölümde şu şekilde dile getiriliyor; ”Osmanbir insan ruhunun sırlarını öğrenebilmek için diri bir göğsü yarıp açmaya razı olacak kadar fikri tecessüsün esiri.”(s.357) Bu özelliği de onun Garp çocuğu olmasıyla irtibatlandırılıyor. Sürekli soru soran ve öğrenmeye hevesli bir yapısı var.Rabia’yı gerçekten seviyor ve ona saygı duyuyor; çok zengin ve asil bir aileden olsa bile sırf bu sevgisinden dolayı her şeyi geride bırakıp Rabia’nın istediği hayatı kabul ediyor. Zaman zaman alıştığı yaşantının çok dışındaki bu hayattan dolayı sıkıntı çekse de Rabia’ya olan bağlılığıyla ve çevresindekilerin ona gösterdiği alaka ile bu yeni hayatına uyum sağlıyor. Yeni evlerine taşındıktan sonra ancak kendine özel bir çalışma odası ayırıporada yapmak istediği beste ile uğraşabiliyor. “Tılsımlı kuyu” operası da aynı zamanda Rabia ile Osman sentezinin canlı bir göstergesi oluyor. Peregrini olarak başladığı yolu Osman olarak noktalayan kahraman olumlu ve yuvarlak bir karakterdir. Batıyıyeniyi; ama doğuyla senteze ulaşabilmişdoğuyla birleşmesi neticesinde olumlu özelliklerini arttırmış bir batıyı temsil ediyor.

VEHBİ DEDE: Diniama bilhassa tasavvufu temsil ediyor. Oromanın hemen hemen her anında karşımıza çözüm olarak çıkıyor. Rabia onun sayesinde yumuşayıpkendini her yönde geliştirir. Peregrini’nin Osman’a dönmesinde alt yapı olarak onun katkısı çok büyüktür. Hasılı Dede ve temsil ettiği felsefe romanda sorun-problem-anlaşmazlık olan her yerde çözüm olarak karşımıza çıkmaktadır. Bütün bunların yanında insani özelliklerden soyutlanmış bir karakter değildir. Tam aksi birebir hayatın her alanında olan bir karakterdir. Felsefenin dışında pek çok telli saza ve neye vakıf bir alaturka musiki hocasıdır. İnsanların kızınıbütün ailesini güvenerek teslim ettiğiemanet ettiği bir güven kapısıdır. Ayrıca insanların rahatlıkla sırlarınıdertlerini de paylaştığı bir kişidir. Her olaya daima yumuşak bir tavırla yaklaşır. Kainatta gerçekleşen her hadiseye esas kudretin gölgeleri nazarıyla bakabilir ve bunu yanındakilere de izah etmeye gayret gösterir. İnsana huzur veren bir yapısı vardır; hem iç alemiyle hem de dış görünüşüyle. Mütevazi az söyleyen ve çok perhizkar bir şekilde yaşayan; sakin ve telaşsız bir yapıya sahip.

TEVFİK=KIZ TEVFİK: Karagöz ve Ortaoyunu sanatçısı. “Yürüyüp söylemeye başladığı andan itibaren herkesin taklidini yapmış bütün mahalleyi güldürmüşâ€(s.13) : ”bütün havailiklerine rağmen İstanbul’un hudai nabit yetiştirdiği halk sanatkarlarının hususiyetlerini gösteren” (s.13) birisi. Çocukluğundan itibaren hem fiziki özellikleriyle hem de sanatçı yönüyle ön planda olmuş. Çocukluğu yeğeni olduğu İstanbul Bakkaliyesi sahibi Mustafa Efendi’nin yanında geçiyor. Paraya önem vermiyor ve mahallenin daha ziyade fakirleriyle arkadaş. Tembel ve çocuk ruhluneşelioyunu seviyor. Elleri kağıt parçalarına can veren bir çevikliğe sahip. Sesinimimiklerini kullanma da oldukça usta. Tevfik’in dinle ilgisi ve bağlantısı yok; içki içenilk sürgününde eğlence hayatını yaş**ış birisi. Ona göre sanat; yazılı değilher an değişen hayattadır. Paraya hiç kıymet vermiyor. Sevdiği kişiarkadaşıdostu için cezaya ve canını bile vermeye razı olacak kadar sadık ve cesaretli bir yapıya sahip.

İMAM HACI İLHAMİ EFENDİ: Mahallenin imamı. Mahalle sakinleri tarafından pinti ve hasis olarak biliniyor. Paraya ve mevkiye düşkün; para için jurnalcilik yapabilen biri. Görünüşünde ve konuşmasında heybet var. Vaazlarında cehennemi daha parlak ve canlı olarak anlatıyor. Hazza ve sevinceumum hayat tecellisine karşı dinmeyen bir kin ve affetmeyen bir düşmanlığı herkese öğretmeye çalışıyor. Hiç tebessüm etmeyengülmeyen biri. Yeni olan şeylere karşı. Bütün katılığına rağmen Vehbi Dede’ye evliya olarak bakıyor; ona saygı duyuyor. Kindar ve inatçı. Yaşlılığında bile rahmetşefaat vadeden surelere bile kininiinsanları hiç affetmeyen nefretini karıştırıyor. Bütün mahalle halkını “cehennemlik” olarak görüyor. Sertdeğişmeyen eskiyi temsil ediyor. İmam karakteri olarak olumsuz ve korkutucu bir tip.

EMİNE: İmam’ın kızıTevfik’in karısı ve Rabia’nın annesi. Çocukluğundan itibaren hamarattitiz mahalle çocuklarıyla oynamaya tenezzül etmeyen biri. Suratsız ve gülmeyen; İmam’ın akidesinin biricik timsali. On yedi yaşında Tevfik’e kaçıyor; Tevfik’in balmumu gibi kalıptan kalıba girmesinde ideal bir koca sezdiği ve ona oyunculuğu bırakacağına dair söz verdirttiği için onunla evleniyor. Kalbi kurukafası dar ve dilinin zehir gibi olmasının yanında kindar ve gururlu. İdeal olarak babasını düşünüyor. O da babası gibi paraya önem veriyor. Kendine göre olan namus anlayışı çok önemli. Tevfik’ten ayrıldıktan sonra ona sürekli beddua eden ve onu kötüleyen biri. Tevfik’ten ne kadar nefret etse de onu kendi malı gibi görüyor ve ona döneceğini düşünüyor. Asla affetmiyor. Kini ve üzüntüsüyle günden güne çöküp vefat ediyor.

SELİM PAŞA: Hükümdarın Zaptiye Nazırı. Boş zamanlarında sigara iskemlesiköşelikarka kaşağı yapar. İyi bir aile babası ve karısına bağlı. Paşatamamen eski zaman adamı. Samimi ve kendi ölçüleriyle namuskar.

SABİHA HANIM: Selim Paşa’nın karısı. Bir yönüyle hayır sahibimerhametlibağış seven; sağ elinin verdiğini sol elinin duymadığı biri; diğer yönüyle de saza söze düşkünbir dalda durmayan bir kadın. Halk türkülerinioyun havalarını sevdiği gibi en ağır dini musikiyi de seviyor. Hükmedenmeraklı; emri altındaki her ferdin ne yaptığını-ne düşündüğünü öğrenmezse içi rahat etmez. Bunların yanında sır saklayanağzı sıkı biri. Ailesine düşkün; eşinin ikinci bir hanımı ve ondan çocuğu olduğunu bildiği halde bunu saklamışhanım ölünce de kızlarına bakmış. Bunun yanında oğlunu çok seven bir anne.

HİLMİ: Selim Paşa ile Sabiha Hanım’ın oğlu. Jön Türk. Genç ve devrimci aydınları temsil ediyor. Giyimine dikkat eder ve zevkinde diğer “paşazade” çocuklarından onu ayıran bir başkalık durgunluk vardır. Gözleri ve bakışının manası ile ağzı ve dudaklarının ifadesi onun ince düşünceli bir mizaca sahip olduğu havasını vermektedir. Annesine derin bir sevgi ve hürmeti vardır; bunu davranışlarıyla da gösterir.

RAKIM AMCA=CÜCE: Tevfik’in oyuncu arkadaşlarından.. Rabia’ya sözünü geçirebilençıkışabilen yegane kişilerden biri.

Neşelitaklit yeteneği olan bir oyuncu. Dindar değilzaman zaman içki içiyor; Ramazan’da oruç tutmuyor ve namaz kılmıyor; Vehbi Dede’ye ve dindarlara saygılı.

BİLAL: Rumelili Bahçıvan Ramazan Ağa’nın yeğeni. Yaşı küçükken bile özellikleri belirgin; isyankar mağrurateşli. Tokattantekmeden kaçan; başını her halden kurtarabilen biri. Yaşlıları bile ürküten bakışlara sahip. İş yapmayı sevmiyor. Selim Paşa tarafından görünüşü ve gözlerindeki kudreti farkedilerek okutuluyor. Rabia’yı tutkulu bir şekilde seviyor. Rabia ise ilk kendi yaşlarında bir karşı cins olarak ondan hoşlanıyor; fakat Selim Paşa’nın dile getirdiği evlenme teklifini kesin olarak reddediyor. Bundan sonra BilalPaşa’nın damadı olma yolunda ilerliyor. BilalVehbi Dede ve Peregrini’yi çalgıcı olarak; Hilmi ve arkadaşlarını ise birer züppe olarak görüyor. Paşa’yı beğeniyor ve her haliyle onun gibi olmak istiyor. Kudret hissi ve hakimiyet duygusu çok baskın. Rabia’nın evleneceğini öğrendiğinde bile onu sevdiğini farkediyor; Mihri ile evlenince Anadolu’da görevli olacağını düşünerek kendini rahatlatmaya çalışıyor. 1907 yılında Hıdrellez de Mihri ile evlenince gözden kayboluyor.

TULUMBACI BAŞI SABİT BEYAĞABEY: Mahallenin Tulumbacı başlarından en hatırı sayılırı. Kendine mahsus bir babayiğitliğinamus ölçüsü vardı; ama bunun yanında külhanbeyliğin verdiği bir kabadayılığısert ve yakışıksız davranışları vardı. Rabia’ya göz dağı vermek için gidip bunu başaramayıncabu olaydan sonra Rabia’dan korkarona saygı gösterir. Kendisiyle birlikte bütün tulumbacılar Rabia ile bağlantısı olan herkese saygı gösterirler. Rabia Osman ile evlendikten sonra da Osman ile iyi diyalog kuran biri olur.

ÇİNGENE PENBE: Batıl inançları bol olan bir çingene. Tevfik ile ilgilenirken Rabia’nın ikazıyla bundan vazgeçmiştir. Onlarla kalmaya başladıktan sonra Rabia’ya ev işlerinde yardım edenonun “teyze” diye hitap ettiği biri olur.

KANARYA: Sabiha Hanım’ın alıp yetiştirdiği bir güzel Çerkes kızı. Daha sonra saraya Kadın Hanım’a verilen böylece saraya giren birisi. Sarayda sultanın yeğeniyle evlendirilir; bundan sonra Nejat Bey’in eşi olarak karşımıza çıkar. Abdülhamit’ten korkar ve onu sevmez. Nejat Bey’in eşi olduktan sonra da aslını unutmaz ve Sabiha Hanımlara saygıda kusur etmez. Rabia’nın düğün hazırlıklarında yardım ediyor ve sık sık görüşüyorlar. En son Rabia’nın hamileliği esnasında karşımıza çıkıyor. Yardımsever birisi.

NEJAT BEY: Padişahın yeğeni. Saray içinde yetişmişbundan dolayı halkın yaşantısı ona ilginç ve gizemli geliyor. Rabia’ya sanatkarlığının dışında bu yönünden dolayı bir yakınlık duyuyor. Batı müziğini ve piyano çalmayı biliyor. Vehbi Dede ve Peregrini ile her hafta toplanıyorlar. Babası da kendisi de çocuk tabiatlı olduğu için hiçbir entrikaya karışmazlar. Onun için saray çevresinin en rahat ailesidirler.

SAFVET BEY: İkinci Mabeyinci. Hiç evlenmemiş. Yeğenlerini büyütüpeğitimini sağlamış. İnsanlara iyilik ve kardeşlik yapmak için gökten yere inmiş bir hali var. “Aşk ahlakı! Kim bilir belki istikbalde insan müesseselerinin nazımı olur... İnşaallah olsun.” diye düşünen birisi.

DÜRNEV: Selim Paşa’ların gelini; Hilmi’nin eşi. Sabiha Hanım tarafından küçükken alınıp yetiştirilmişterbiye edilmişiyi bir tahsil verilmiş ve oğluyla evlendirilmiş bir Çerkes kızı. Fakat Sabiha Hanım romatizmaya yakalanıp yatağa bağlandıktan sonra cesaretlenip kendi başına hareket etmeye başlar. Aşırı süslükarışık ve şaşaalı makyaja ve giyinişe sahip. Hareketleri ve mimikleri “resimli kitaplardan taklit” gibi. Taklitçi yeniyi temsil ediyor. Ama sürgünde yaşadığı zorluklardan sonra biraz daha olumlu hale gelmiş birisi.

GALİP: Hilmi’nin Jön Türk arkadaşlarından. Annesi ölmüşzengin bir babanın oğlu. İleri ki dönemlerde Rabia’yı istiyor; fakat Rabia kabul etmiyor. Cüce tarafından “istediğin kalıba sokabileceğin bir koca adayı” olarak nitelendiriliyor. Bu vakadan sonra RabiaGalip ve Şevki varken Hilmi’nin odasına çıkmaz.

ŞEVKİ: Hilmi’nin Jön Türk arkadaşlarından. Vehbi Dede’nin İmam’dan daha tehlikeli olduğunu düşünüyor. Devrimci gençliği temsil ediyor. Konuşkantaklitçi ve düşüncesine ateşli bir şekilde bağlı.

ZATİ BEY: (Yeni) Dahiliye Nazırı. Dilediği ferdi asmakboğdurmak kudretine sahip olmak için ömrünün on senesini fedaya hazırdı. Evi o zamanın alafrangalığına özenilerek dekor edilmiş; hizmetlileriyleeşyasıyla ve kendi giyimiyle özentili birisi. Menfaatine düşkün. Dinle hiçbir alışverişi olmayan bir adam.

BAYRAM AĞA: Selim Paşa’nın bahçıvanı. Rumelili. Kendine ve yetiştiği ortama has kural ve prensipleri var. Otoriter.

BEHİRE HANIM: Safvet Bey’in kız kardeşinin kızı. Mürebbiyelerle büyütülen kibar kızlara kendi kültürlerikendi klasiklerinin de öğretildiği devirde yetişmiş. Kocası sadece Avrupa’da yapmış olduğu için kendi kızlarını Fransız mürebbiyeler elinde yetiştirmiş; Avrupa’dan gelen her şeyi gökten inmiş bir emir kabul eden biriydi. Hayatları serbest ve mesut olsa da Behire Hanım ananelere bağlı; bundan dolayı da dayısının yanına sık geliyor.

ARİF: Safvet Bey’in yetim yeğeni. Safvet Bey tarafından büyütülmüş ve onunla birlikte kalıyor. Nejat Bey’den sonra en iyi Türk piyanist. Tembel olduğu için ve müzikten para kazanılması adet olmadığından çalışmıyor; canı istediği zaman Robert Koleji’ne kaydoluyorbir müddet devam edip çıkıyor.

MUAVİN RANA BEY: Selim Paşa’nın yardımcısı.

GÖZPATLATAN MUZAFFER: Tehlikelisiyasi sanıkları sorgulamayla memur. Görünüş olarak eski pehlivanlara benziyor. Yardımsevervazifesini yerine getiren bir adam imajı var. 1908 ihtilalinden sonra ise Meşrutiyet hatibi olur.

MİSİS HOPKİNS: Robert Koleji’nin İngilizce hocasının madamı. Kanarya’nın arkadaşı; ondan hayatı hakkında pek çok şeyi öğreniyor.

EBE ZEHRA HANIM: Mahallenin ebesi.

KAHYA ŞÜKRİYE HANIM: Sabiha Hanım’ın kahyası. Konaktaki her şeyi hanımına haber veren kendisine verilen görevleri yapan biri.

UŞAK ŞEVKET AĞA: Selim Paşa’nın uşağı. On beş yıldır Paşa’ya hizmet ediyor. Sinekli Bakkal’ın iç işlerini ezbere biliyor.

ESKİCİ FEHMİ EFENDİ: Sinekli Bakkal’ın umumi ve içtimai hayatınaher vesileyle karışan; ihtiyar heyetinin hatırı sayılır azalarından. Osman’a da yakınlık gösteren komşulardan. Mahallenin muhafazakar kısmını idare ediyor.

BEKÇİ RAMAZAN AĞA: Sinekli Bakkal bekçisi.

DOKTOR KASIM: Dahiliyeci. Türk tıbbına Alman fenninibiraz da katılığını getiren meşhur simalardan. Rabia’nın doktorlarından. Hastaların dimağlarına etki ederek tedavi etme fikrini İstanbul’da yayan ilk doktor olarak geçiyor. Çoluk çocuğu olmadığı için biraz daha sert yaklaştığı belirtiliyor.

DOKTOR SALİM: Jinekolog. Türk tıbbına Alman fennini ve katılığını sokan diğer meşhur sima. Rabia’nın doktoru. İlk sezeryan uygulayacağı hastası olduğu için Rabia ile çok ilgilenir. Daha yumuşak tabiatlı.

İKBAL HANIM: İkinci Mabeyinci Safvet Beyin süt ninesi ve yalının hanımı. İhtiyarkendine göre bir sevimliliği olanÇerkes asıllı. Elli beş senedir İstanbul’da olmasına rağmen Türkçe’yi tam öğrenememiş. Şiddetli taassupla dindar; fakat bu dindarlığının içi dolu değil. Vehbi Dede’ye ve Rabia’ya hürmeti çok. Çileli bir gençliği var; bunu daha sonra Rabia ile paylaşıyor.

ELENİ: Osman’ın aşçısı.

BAKKAL MUSTAFA EFENDİ: İstanbul Bakkaliyesi’nin sahibiTevfik’in dayısı. Tiryaki bir mahalle bakkalı.

MİHRİ: Selim Paşa’nın kızı.

Halide Edipüslupçu değildir. Cümle yapısı çoğunlukla eleştirilmiştir. Kendisiyle yapılan röportajlarda da yazı yazmayı bir gaye için değil”yazmak için” sevmekte olduğunu ve çoğunlukla yazdığını bitmiş kabul etmekte çok az düzeltmekte olduğunu belirtmiştir. Eleştiri almasına rağmenbence samimi ve kolay sürükleyen ve yer yer heyecanlandıran bir üslubu vardır. Bunun sebebi de herhalde çoğunlukla hayatını ve düşüncelerini aksettirmesi olmalıdır.



arshavin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
12sinif, anlatim, dersi, dil, konulari


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



WEZ Format +3. Şuan Saat: 06:00 AM.
"5651 Sayılı Kanun'un 8.Maddesine ve T.C.K'nın 125. Maddesine göre Forumumuzdaki Üyelerimiz, yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. Forumumuzda bulunan bir içeriğin, kanunlara aykırı olduğunu veya yanıltıcı olduğunu düşünüyorsanız lütfen buradan ( kemalyanal@yahoo.com ) bize bildirin."
Protected by CBACK.de CrackerTracker

Add to Google Suchmaschinenoptimierung mit Ranking-Hits Add to Google
| Tags | Gizlilik Bildirimi | dC| Death Chasers Klan | Link Ekle | Sitemap | Link Ekle | GençMekan |

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.3.0